07 Mart 2026 - Cumartesi

KİM NE DERSE DESİN NE SÖYLERSE SÖYLESİN!..

Evet, bu saatten sonra ‘kim ne derse desin ne söylerse söylesin’ durum ortadadır akıllıca düşünülebilirse, denklem son derece basittir, çözüm kolaydır, nettir ve basittir!..

Yazar - Zikri EVNER DOBRA DOBRA
Okuma Süresi: 5 dk.
68 okunma
Zikri EVNER DOBRA DOBRA

Zikri EVNER DOBRA DOBRA

zikriekspres@gmail.com - 0 532 342 90 12
Takip EtGoogle News

Evet, bu saatten sonra ‘kim ne derse desin ne söylerse söylesin’ durum ortadadır akıllıca düşünülebilirse, denklem son derece basittir, çözüm kolaydır, nettir ve basittir!..

‘Sen neden bahsediyorsun, ne anlatıyorsun?’ Diye soracaksınız elbette, hemen yanıtlayayım o zaman…

Aslına bakarsanız, sözün bittiği yerdeyiz, diyebiliriz…

Siyasetçiler dahil hiç kimsenin bu saatten sonra söyleyecek bir sözü kaldığını sanmıyorum, zaten kimsede de söz söyleyecek takatte kalmadı aslında…

Bu ülke insanı, yani siyasetçisinden, sade vatandaşına kadar son üç yıl hatta daha aşkın bir süredir yaşanan genel ve yerel seçim süreçleri içinde kutuplaşmanın, daha doğrusu kutuplaştırılmanın, hatta bölünmenin, zihinsel parçalanmanın, ekonomik çöküş hali içinde daniskası yaşanıyor adeta!..

Yalan mı, yanlış mı söylüyorum Allah aşkına!..

‘Birileri koltuk sahibi, makam sahibi olacak’ diye adeta herkes birbirine düşman kesildi, beş, on bin liralık duygusal(!) menfaatler uğruna söylenmedik yalanlar, atılmadık iftiralar kalmadı, bu süreçte insanlarımızın birbirlerine…

Aynı gemide bulunduğumuzu unuturcasına, siyasetçilerimiz bu durumdan nemalanmak, fırsat elde etme uğruna, o geminin batmasına katkı sağlamaları amacıyla bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek bu toplumun bireylerini birbirine düşürüp, geminin su almasına ve dolayısıyla ‘asla batmaz’ denilen ‘TİTANİK’ gibi bir an önce batmasına bugüne dek müsait zemin oluşturmadılar mı?..

O yüzden lafı daha fazla uzatmadan bir kez daha belirtmek isterim ki; ben şahsen bu sene içinde erken veya bir başka deyişle baskın bir seçim beklemiyorum. Önümüzde sene ise yani 2027’de ilkbaharda yaza doğru ya da aynı yılın sonbaharında olası bir erken seçim olup olamayacağını olacaksa o seçiminin sonucunun ne olacağını, Erdoğan’ın yeniden aday olup olamayacağını veya Ekrem İmamoğlu’nun adaylığını, aday olabilirse kazanıp kazanamayacağını zerre kadar düşünmüyor, kafaya takmıyorum artık!..

Benim asıl merak ettiğim, hatta endişelendiğim konu, bu senenin sonlarına doğru yani 2026’da veya en geç 2027’den sonrası süreçte ne olacağı, ülkemiz ne hale geleceği, daha beterinin nasıl ve ne şekilde olacağı ile ilgilidir!..

Tüm bu yazdıklarım, dolayısıyla anlattıklarım çerçevesinde, iki şeyi daha belirterek yazımı bugünlük, yani seçime dair sonlandırmak istiyorum. Birincisi şudur; Birkaç gün önce, 36 yılı aşkın bir süredir tanıştığım eski bir arkadaşım bana “Kime neyi anlatıyorsun yahu, yazdın yazdın da kim ne anladı sanki, eski tas eski hamam, gördük işte; 2023’ün 14 ve 28 Mayıs’ında sonrasında 2024’ün 31 Mart’ında sandıktan çıkan neticeyi!” dedi ve ekledi; “Boş ver bunları, gel seninle eski günleri anlatalım, geçmişi yad edelim, Ramazan bir geçsin de hafta sonu al yengeyi gel bizim köye, mangal yaparız, bana ne seçimden, sana ne seçimden! Kime ne sandıktan ne sonuç çıkacağından! Sana, bana ne faydası olacak ki bütün bunların. Sen, yıllardır demiyor musun yahu ‘filler tepişir, çimenler ezilir’ diye aynen o hesap!..”

‘Valla arkadaşım haklı galiba’ diye düşünmeye başladım ama bizdeki yurttaşlık bilinci ve sorumluluğu ve meslek hastalığı!

Ne demek o demeyin ‘meslek hastalığı’ derken şunu kast ediyorum; bizim meslekte yani gazetecilikte ‘TEKİL’ düşünüp öyle hareket edemezsin, ‘BÜTÜNCÜL’ olmak zorundasın. Yani bir bakıma mesleğin etik kuralları içinde insaflı ve vicdanlı olarak hakkaniyet ölçülerinde olmak ve ‘TOPLUM YARARINA’ davranmak zorundayız biz gazeteciler!..

O yüzden huylu huyundan vazgeçmez misali bendeniz böyle olmaktan, böyle davranmaktan bir türlü vazgeçemiyorum. Onca tehdide, göz korkutmaya, horlanmaya, dışlanmaya, saygısızlığa, sataşmaya rağmen!..

İkinci olarak belirtmek istediğim istediği konu, daha doğrusu öngörüm şudur; Ne zaman yapılırsa yapılsın, olası bir seçimin galibinin, kimin veya kimlerin kazacağını net biçimde bilemem ama kim kazanırsa kazansın, bu ülkede değişen hiçbir şey değil çok bir şey olmayacağı gibi, korkarım, her şey çok daha kötüye gidebilecektir. Bu ülkenin geleceğinin aydınlanması, umutların yeniden yeşermesi çok ama çok zaman alacaktır, ne yazık ki!..

      

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
ss