BİR ZAMANLAR RAMAZAN
Ramazan’ın ilk haftası geride kaldı bile. Daha dün ilk sahura kalkmış gibiyiz sanki. Ama şimdi sofralar, iftar saatleri, mutfaktaki telaşlar yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. Yani bu ayın kendine has ritmine alışmaya başladık.

Tijen EVNER KADINCA
tijenevner@gmail.com - 05333244394Ramazan’ın ilk haftası geride kaldı bile. Daha dün ilk sahura kalkmış gibiyiz sanki. Ama şimdi sofralar, iftar saatleri, mutfaktaki telaşlar yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. Yani bu ayın kendine has ritmine alışmaya başladık.
Ramazan sofralarının bereketi bir başka oluyor. Aynı sofra, aynı yemekler, aynı tabaklar belki ama o sofranın etrafındaki duygu değişiyor. Gün boyu beklenen ilk yudum su, ilk lokma ekmek insanın içini hem doyuruyor hem de yumuşatıyor. Çünkü o sofrada sadece yemek değil, sabır ve şükür de paylaşılıyor.
Çocukluğumda sahura kalkmanın ayrı bir heyecanı vardı kendine özgü. Davul sesleriyle uyanırdım -o tatlı uykumdan- sahura. Hem de bir değil birkaç davul sesiyle. Mahalleden geçerken camı aralar, davulcunun söylediği, o yanık ve birbirinden güzel manileri dinlerdik. Büyük küçük hepimiz sıralanırdık sahur sofrasına. Kalabalıktı sahur soframız bile, üç kuşak bir arada, dededen toruna uzanan üç kuşak…
Şimdi ise telefonun alarm sesiyle uyanıyoruz. Davulcunun manisi şöyle dursun, kendisini bile göremiyoruz. Arada uzaktan bir- iki tokmak sesi belki, o kadar. Çocukluğumdaki o heyecan artık olmasa da, bir hurmayla bile sahura kalkmak, insanın sadece midesini değil ruhunu da doyuruyor.
Ramazan gelince, insanın aklına ister istemez eski Ramazanlar düşüyor. Komşu kapılarının daha sık çalındığı, iftara dakikalar kala bir tabak yemeğin apar topar karşı kapıya götürüldüğü zamanlar…
Ezan saati kapılar arası ikram yarışı başlar, eline tabağını ya da tepsisini alan komşunun kapısında, herkes birbirine bir şeyler ikram etme telaşında… Paylaşılan sadece yemekler değildi aslında, birer gönül alışverişiydi. Tabaklar boş gitmez, boş dönmezdi. İçinde sadece yemek değil, samimiyet taşınırdı. Ne güzel günlerdi, ne güzel komşuluklardı, ne güzel Ramazanlardı…
Şimdi hayat değişti. Apartmanlar yükseldi, kapılar biraz daha kapandı belki. Ama Ramazan yine o eski duyguları hatırlatmaya devam ediyor, bir anlamda vesile oluyor. Bir tabağı komşuya uzatmak, birini iftara davet etmek veya davete icabet etmek, birine el uzatmak… Küçücük gibi görünen bu davranışlar, Ramazan’ın ruhunu yaşatmaya yetiyor.
Çünkü Ramazan, sadece aç kalınan bir ay değil; paylaşmanın, hatırlamanın, kapı çalmanın da ayıdır. Sofralar büyüdükçe, kalpler de genişler. Bir lokma bölündükçe, bereket de artar.
Evet, Ramazan’ın ilk haftası bitiyor. Ama önümüzde daha üç hafta var. Nice iftarlar, nice sahurlar… Belki kalan günlerde soframızdan bir tabak da komşuya çıkar. Ve Ramazan tam da o anda gerçek anlamını bulur.

