HAKLI OLMAK MI, HAKLI GÖRÜNMEK Mİ?
‘Çünkü gerçek; anlatıldığı gibi değil, yaşandığı gibidir.’ Hayatın içinde birçok şeye şahit oluyoruz. Ama bazı durumlar var ki, ne kadar görsek de şaşırmadan geçemiyoruz. Yanlış yapanın hesap vermesi gerekirken hesap sorması…

Tijen EVNER KADINCA
tijenevner@gmail.com -HAKLI OLMAK MI, HAKLI GÖRÜNMEK Mİ?
‘Çünkü gerçek; anlatıldığı gibi değil, yaşandığı gibidir.’
Hayatın içinde birçok şeye şahit oluyoruz. Ama bazı durumlar var ki, ne kadar görsek de şaşırmadan geçemiyoruz. Yanlış yapanın hesap vermesi gerekirken hesap sorması…
Kıranın ‘mağdur’ olması…
Suçlu olanın kendini haklı anlatması…
Ve bütün bunları yaparken en ufak bir tereddüt bile yaşamaması!
İşte o zaman insan, haklı olmakla haklı görünmek arasındaki farkı daha iyi anlıyor. Çünkü bazı insanlar gerçeği anlatmaktan çok, kendi ‘hikâyelerini’ anlatıyor. Yaşananları olduğu gibi aktarmak yerine, kendilerine uygun hale getiriyorlar. Eksik anlatıyorlar, ekleyerek anlatıyorlar, işlerine gelen kısmı öne çıkarıyorlar… Kendi yaptıklarını görmezden gelirken, karşı tarafın verdiği tepkiyi büyütüyorlar. Sonrada ortaya bambaşka bir tablo çıkıyor.
Belki de bu yüzden sosyal medyada karşıma çıkan bir söz uzun süre aklımda kaldı. Birkaç kelime ama anlattığı şey çok tanıdıktı. ‘Arsız güçlü olunca haklıyı suçlu çıkarır.’ Hayatın içinde buna benzer durumlara ne de çok rastlıyoruz!
Çünkü bazen mesele gerçekten kimin haklı olduğu olmuyor. Kimin daha rahat konuştuğu, kimin daha çok kişiyi etkilediği, kimin kendinden daha emin göründüğü öne çıkıyor. Oysa kendinden emin olmak, haklı olmak anlamına gelmiyor. Yüksek sesle konuşmak, ajitasyon yapmak, ağlanmak- sızlanmak da gerçeği değiştirmiyor. Ama ne yazık ki bazen insanlar, gerçeğin kendisine değil de anlatılış biçimine inanıyor.
Hepimiz zaman zaman buna şahit olmuşuzdur. Kendini dünyanın merkezine koyan insanların ajitasyonlarına, bir olayın aslını bilmeden fikir yürütenlere, sadece tek tarafı dinleyip karar verenlere… En çok konuşanı haklı sananlara ya da ağlayarak- acındırarak konuşanlara… Belki de bu yüzden bazı yanlışlar uzun süre ‘doğru’ gibi kabul görüyor.
İşte tam da bundan dolayı, haklı olanın işi her zaman daha kolay olmuyor. Çünkü haklı olan kişi, çoğu zaman kendini ispatlamakla uğraşmak istemiyor. Her kapıyı çalıp, kendini savunma ihtiyacı duymuyor. Kendisini haklı göstermek için çaba harcamıyor. Gerçeği bilmek, haklı olduğunu bilmek ona yetiyor. Sözün özü, vicdanının rahatlığı ona yetiyor.
Aslında bütün mesele de burada…
Haklı olmakla haklı görünmek aynı şey değil. Haklı görünmek için uğraşabilirsiniz. Algı oluşturabilirsiniz. Kendinizi olduğunuzdan farklı gösterebilirsiniz. Ama gerçek değişmez. Çünkü haklı görünmek için insanları ikna etmek yeterlidir. Ama haklı olmak için vicdanını da ikna edebilmek gerekir.
Gerçek anlatıldığı kadar değil, yaşandığı kadardır. Ve onu en iyi bilenler, o gerçeğin içinde kalanlardır!

